Blog
Her Şeye Yetişmek Zorunda Değilsin: Günlük Kaygılar Arasında Kalbi Sakin Tutmak
Bazı sabahlar insan daha gözünü açar açmaz düşünmeye başlıyor.
Bugün hangi işi yetiştireceğim?
Ödemeler ne olacak?
Şu borç nasıl kapanacak?
Çocukların işi, evin işi, müşterinin işi, telefonlar, mesajlar, bekleyen cevaplar…
Gün daha başlamadan insanın zihni çoktan yorulmuş oluyor.
Üstelik çoğu zaman ortada gerçekten kötü bir şey de olmayabiliyor. Sadece yapılacak çok fazla şey, düşünülmesi gereken çok fazla ayrıntı ve insanın omzunda taşıdığı görünmez bir yük oluyor.
Böyle zamanlarda insan bazen kendi kendine bile şunu söyleyemiyor:
“Ben biraz yoruldum.”
Her Şeyi Aynı Anda Çözmeye Çalışıyoruz
Günlük hayatın en yorucu taraflarından biri, bütün meseleleri aynı anda çözmeye çalışmak.
İş düzelecek.
Para toparlanacak.
Evde her şey yolunda olacak.
Ailede kimsenin bir sorunu olmayacak.
Gelecek planları netleşecek.
Sağlık yerinde olacak.
Üstelik bunların hepsi mümkünse hemen olacak.
Oysa hayat çoğu zaman böyle işlemiyor.
Bir şey yoluna girerken başka bir konu ortaya çıkabiliyor. Bir ödeme kapanırken yeni bir masraf çıkabiliyor. İşlerin sakinleştiğini düşündüğümüz anda başka bir sorumluluk başlayabiliyor.
İnsan da bütün bunları tek bir güne sığdırmaya çalışınca zihnen sürekli yetişemiyormuş gibi hissediyor.
Belki de bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Bugün gerçekten çözmem gereken şey ne?”
Çünkü yarının yükünü bugünden taşımaya başladığımızda, elimizdeki günü de ağırlaştırıyoruz.
Rızık Kaygısı İnsanı Çok Yoruyor
Günümüzde insanların en büyük kaygılarından biri geçim derdi.
Kiralar, faturalar, okul masrafları, kredi kartları, işlerin durumu…
İnsan ailesinin ihtiyaçlarını düşündüğünde ister istemez gelecekle ilgili endişelenebiliyor.
Bu kaygının kendisi anlaşılır bir şey.
Fakat kaygı bazen öyle büyüyor ki insan sadece çalışmıyor; sürekli zihninde de hesap yapmaya başlıyor.
“Ya yetmezse?”
“Ya işler bozulursa?”
“Ya şu para gelmezse?”
Kur’an-ı Kerim’de insanın rızkı konusunda Allah’a güvenmesi gerektiği sık sık hatırlatılır.
“Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter.”
Talâk Suresi, 3. ayet
Bu ayet, insanın çalışmayı bırakması gerektiği anlamına gelmiyor.
Tam tersine…
İnsan çalışır, tedbirini alır, hesabını yapar, borcunu ödemeye uğraşır, ailesi için gayret eder.
Ama bütün bunları yaptıktan sonra dünyanın bütün yükünü kendi omuzlarına almak zorunda olmadığını da hatırlar.
Çünkü insan gayretinden sorumludur.
Sonucun tamamından değil.
Telefon Susmuyor, Zihin de Susmuyor
Eskiden insan en azından eve geldiğinde iş biraz geride kalırdı.
Şimdi ise iş cebimizde.
Mesajlar geliyor.
Siparişler geliyor.
Sosyal medya bildirimleri geliyor.
Birisi bir şey soruyor.
Bir başkası cevap bekliyor.
İnsan fiziksel olarak evde olsa bile zihni hâlâ iş yerinde kalabiliyor.
Bu yüzden gerçek anlamda dinlenmek de zorlaşıyor.
Bazen on dakika telefonu kenara bırakmak bile insana garip geliyor.
Oysa insanın sürekli ulaşılabilir olması gerekmiyor.
Kalbin de zihnin de ara sıra sessizliğe ihtiyacı var.
Belki birkaç dakika boyunca telefonu sessize almak, abdest almak, iki rekât namaz kılmak veya sadece sessizce oturmak bile günün gürültüsünü biraz azaltabilir.
Çünkü insanın Rabbiyle baş başa kaldığı birkaç dakika, bazen bütün günün ağırlığını değiştirebiliyor.
“Ya Bir Şey Ters Giderse?” Düşüncesi
Kaygının en yorucu taraflarından biri henüz yaşanmamış şeyleri yaşamaya başlamaktır.
“Ya iş bozulursa?”
“Ya çocuk hastalanırsa?”
“Ya o ödeme gelmezse?”
“Ya işler planladığım gibi gitmezse?”
İnsan bir süre sonra gerçek problemlerle değil, ihtimallerle yorulmaya başlıyor.
Elbette tedbir almak gerekir.
Ama tedbir ile sürekli kötü ihtimalleri düşünmek aynı şey değildir.
İnsan bugün kontrol edebildiğini yapabilir.
Yarın olacak her şeyi kontrol etmesi ise mümkün değildir.
İşte tevekkül biraz da burada anlam kazanıyor.
Her ihtimali yönetmeye çalışmak yerine, yapabileceğimizi yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakabilmek.
Bu kolay değildir.
Ama kalbe en çok ferahlık veren şeylerden biridir.
Kendimizi Başkalarının Hayatıyla Ölçüyoruz
Bir de günlük kaygılarımızı büyüten başka bir şey var:
Sürekli başkalarına bakmak.
Birinin işi iyi gidiyor.
Bir başkası yeni ev almış.
Birisi tatile çıkmış.
Birinin çocuğu çok başarılı.
Bir başkası yeni bir yatırım yapmış.
Sonra insan kendi hayatına dönüp eksiklerini görmeye başlıyor.
Oysa sosyal medyada gördüğümüz hayatların çoğu yalnızca birkaç saniyelik görüntülerden ibaret.
Kimsenin borcunu, endişesini, aile içindeki sorunlarını veya gece kafasına taktığı şeyleri görmüyoruz.
Sadece gösterilen kısmını görüyoruz.
Ve kendi hayatımızın tamamını, başkasının seçilmiş birkaç karesiyle kıyaslıyoruz.
Bu kıyas çoğu zaman insana huzur değil, eksiklik hissi veriyor.
Halbuki herkesin nasibi, sınavı, zamanı ve hayat yolu farklı.
Bazen Bir Günlük Yaşamak Yetiyor
İnsan hayatını düşününce onlarca yıllık bir yük hissedebiliyor.
Gelecek yıl…
Beş yıl sonrası…
Çocukların geleceği…
İşin geleceği…
Evin geleceği…
Oysa bugün elimizde yalnızca bugünün saatleri var.
Belki de bazen hayatı biraz küçültmek gerekiyor.
Bu ayı değil, bugünü düşünmek.
Bütün borcu değil, sıradaki adımı düşünmek.
Bütün projeyi değil, bugün yapılacak işi düşünmek.
Bütün geleceği değil, bugünkü sorumluluğumuzu düşünmek.
Peygamber Efendimizin öğretilerinde de insanın dünya hayatındaki ölçüsünü korumasına dair güçlü bir denge vardır: çalışmak, tedbir almak, fakat dünyayı kalbin merkezine yerleştirmemek.
Çünkü insan her şeyi kontrol edemediğini kabul ettiğinde biraz daha rahat nefes alabiliyor.
Dua Bazen Problemi Değil, İnsanı Değiştirir
İnsan dua ettiğinde çoğu zaman problemin hemen ortadan kalkmasını bekliyor.
Bazen kalkıyor.
Bazen ise problem aynı yerde duruyor ama insanın ona bakışı değişiyor.
Kalbi biraz sakinleşiyor.
Daha doğru karar verebiliyor.
Panikle değil, düşünerek hareket etmeye başlıyor.
Belki duanın en büyük etkilerinden biri de budur.
İnsanın “Ben bunu tek başıma taşımıyorum” diyebilmesi.
Çünkü bazı yükler sadece çözülerek hafiflemez.
Paylaşıldığını hissederek de hafifler.
Ve mümin için en büyük dayanak, yükünü Allah’a arz edebilmektir.
Bugünlük Bu Kadar da Yeter
Her gün mükemmel olmak zorunda değil.
Her iş bitmek zorunda değil.
Her sorun bugün çözülmek zorunda değil.
Bazen insanın elinden geleni yapıp, geri kalanını yarına bırakması gerekir.
Bugün çalıştıysan…
Ailen için çabaladıysan…
Bir yanlışını düzeltmeye uğraştıysan…
Namazını kılmaya, kalbini korumaya, kimseyi kırmamaya gayret ettiysen…
Belki de bugünlük bu kadar yeter.
Çünkü hayat sadece yetiştirilecek işlerden oluşmuyor.
Bir sofraya oturmak, çocuğunun yüzüne bakmak, eşinle iki kelime konuşmak, anne babanı aramak, kısa bir dua etmek de hayatın parçası.
Bazen insanın ihtiyacı daha fazla hız değil, biraz daha teslimiyet oluyor.
Her şeyi bugün çözmek zorunda değilsin.
Her şeyi bilmek zorunda değilsin.
Her ihtimali kontrol etmek zorunda değilsin.
Bugün sana düşeni yap.
Sonra biraz da Allah’a güven.
Belki kalbinin en çok ihtiyacı olan şey tam olarak budur.
Keşif Ajans Yayınevi
Okumak, düşünmek ve hayatı anlamlandırmak için…