Hayata Dair

Hayatı Ertelememek: Zamanın ve Nimetlerin Kıymetini Bilmek

İnsan çoğu zaman hayatı büyük dönüm noktalarıyla ölçüyor. Daha iyi bir iş, daha fazla kazanç, yeni bir ev, uzun zamandır beklenen güzel bir haber…

Sanki bütün bunlar gerçekleştiğinde hayat gerçekten başlayacakmış gibi düşünüyoruz.

Oysa hayat yalnızca büyük gelişmelerden ibaret değil. Sabah sağlıklı uyanmak, ailemizle aynı sofraya oturmak, sevdiğimiz insanların sesini duymak, bir fincan çayın başında birkaç dakika sessizce kalabilmek bile çoğu zaman farkına varmadan sahip olduğumuz büyük nimetler arasında.

İslam da insana yalnızca geleceğe hazırlanmayı değil, kendisine verilen vaktin ve nimetlerin kıymetini bilmeyi öğütlüyor.

Kur’an-ı Kerim’de zamanın önemini en güçlü biçimde hatırlatan surelerden biri Asr Suresi’dir:

“Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir.”

Kısacık bir sure olmasına rağmen insana çok büyük bir hakikati hatırlatıyor: Zaman geçiyor.

Ve geçen zamanı geri getirmek mümkün olmuyor.

Hep “Sonra” Diyoruz

“Şu işler bir bitsin…”

“Biraz daha para biriktireyim…”

“Bu yoğunluk geçsin…”

“Sonra kendime zaman ayıracağım.”

“Sonra ibadetlerime daha fazla dikkat edeceğim.”

“Sonra ailemle daha çok vakit geçireceğim.”

Hayatımızın içinde bu “sonra”lar çoğaldıkça bugün fark etmeden elimizden kayıp gidiyor.

Çünkü bir yoğunluk sona erdiğinde çoğu zaman başka bir yoğunluk başlıyor. Bir sorun çözülüyor, yerine başka bir mesele geliyor. Her şeyin tamamen yoluna gireceği kusursuz bir zamanı beklersek, beklediğimiz gün hiç gelmeyebilir.

Elbette insan geleceği için çalışmalı, plan yapmalı, hedef koymalı.

Ama yarını kurmaya çalışırken bugünü yaşamayı unutmamak gerekiyor.

Şükür, Sahip Olduğumuzun Farkına Varmaktır

Şükür denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak “Elhamdülillah” demek geliyor.

Fakat şükür yalnızca dil ile söylenen bir söz değil; insanın kendisine verilen nimetleri gerçekten fark etmesiyle de ilgili.

Sağlık bir nimet.

Vakit bir nimet.

Aile bir nimet.

Güven içinde yaşayabilmek bir nimet.

Bir dostun varlığı, soframızdaki yemek, başımızı sokabildiğimiz bir yuva, öğrenebilecek bir akla sahip olmak…

Bazen en büyük nimetler, her gün yanımızda oldukları için bize sıradan geliyor.

İnsan ne yazık ki bazı şeylerin değerini çoğu zaman onları kaybettiğinde daha iyi anlayabiliyor.

Belki de bu yüzden zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

“Bugün bana verilen hangi nimetin farkına varmadım?”

Bu sorunun cevabı bazen düşündüğümüzden çok daha fazla şey söylüyor.

Huzuru Sürekli Dışarıda Aramak

İnsan daha fazlasına sahip olduğunda daha huzurlu olacağını düşünebiliyor.

Daha fazla para…

Daha güzel bir ev…

Daha iyi bir araba…

Daha başarılı bir iş hayatı…

Daha rahat bir yaşam…

Bunların hiçbiri kötü şeyler değil. İslam çalışmayı, üretmeyi, helal kazancı veya insanın ailesine güzel imkânlar sunmasını küçümsemez.

Mesele bütün huzuru bunlara bağlamakta başlıyor.

Çünkü insanın yalnızca maddi ihtiyaçları yok.

Kalbin de bir ihtiyacı var.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
Ra’d Suresi, 28. ayet

Bazen insan istediği pek çok şeye sahip olur ama yine de içinde tarif edemediği bir eksiklik hisseder.

Çünkü huzur yalnızca sahip olduklarımızın miktarıyla ölçülmez.

İnsanın Rabbiyle olan bağı, vicdanının rahatlığı, sevdikleriyle olan ilişkileri ve hayatını nasıl yaşadığı da huzurun bir parçasıdır.

Sevdiklerimizle Geçirdiğimiz Vakit de Bir Nimet

Hayatın telaşı içinde en kolay ertelediğimiz şeylerden biri de sevdiklerimiz.

“Yarın ararım.”

“Hafta sonu giderim.”

“Bir ara uzun uzun konuşuruz.”

“Şu iş bitsin, çocuklarla daha fazla vakit geçireceğim.”

Fakat zaman yalnızca bizim için geçmiyor.

Anne ve babamız yaşlanıyor.

Çocuklarımız büyüyor.

Dostlarımızın hayatı değişiyor.

Biz değişiyoruz.

Bugün bize çok sıradan gelen bir aile sofrası, yıllar sonra dönüp baktığımızda en kıymetli hatıralarımızdan biri olabilir.

Çocuklarımızın bugün söylediği sıradan bir cümleyi birkaç yıl sonra özleyebiliriz.

Anne babamızla yaptığımız kısa bir sohbetin değerini o anda anlamayabiliriz.

Hayatın bazı güzel dönemlerinin güzel olduğunu çoğu zaman ancak geride kaldıklarında fark ediyoruz.

Belki de bu yüzden sevdiklerimize ayırdığımız zamanı, yapılacak işlerden arta kalan bir vakit olarak değil, hayatın bizzat kendisi olarak görmek gerekiyor.

Dünya Geçici, Ama Değersiz Değil

İslam dünya hayatının geçici olduğunu sürekli hatırlatır.

Fakat dünyanın geçici olması, burada yaşadığımız hayatın önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Tam aksine…

İyilik yaptığımız yer burası.

Sevap kazandığımız yer burası.

Ailemize baktığımız, insanlara fayda sağladığımız, çalıştığımız, ürettiğimiz, öğrendiğimiz, hatalarımızı düzelttiğimiz ve tövbe ettiğimiz yer burası.

İnsanın ahireti için hazırlık yaptığı yer de yine dünya hayatıdır.

Bu yüzden mesele dünyadan tamamen uzaklaşmak değil, dünyayı hayatımızda doğru yere koyabilmektir.

Malımız olabilir; fakat malımız bizi yönetmemeli.

İşimiz olabilir; fakat bütün hayatımız işten ibaret olmamalı.

Hedeflerimiz olabilir; fakat o hedeflere yürürken kalbimizi, ibadetlerimizi ve sevdiklerimizi ihmal etmemeliyiz.

Bugünün Hakkını Vermek

Belki de hayatımızı daha anlamlı yaşamak için çok büyük değişikliklere ihtiyacımız yok.

Bugün anne babamızı arayabiliriz.

Uzun zamandır görüşmediğimiz bir dostumuza hâl hatır sorabiliriz.

Birinin gönlünü alabiliriz.

Kırdığımız biri varsa özür dileyebiliriz.

Birkaç sayfa Kur’an okuyabiliriz.

Uzun süredir ertelediğimiz bir duayı bugün edebiliriz.

İhtiyacı olan birine küçük de olsa yardım edebiliriz.

Veya sadece birkaç dakika durup sahip olduklarımızı düşünebiliriz.

Bazen küçücük görünen bir iyilik, samimi bir dua ya da içten söylenen güzel bir söz insanın gününde sandığımızdan çok daha büyük bir iz bırakıyor.

Hayat kusursuz şartların oluşmasını bekleyerek geçirilecek kadar uzun değil.

Elbette yarın için plan yapacağız. Çalışacağız. Hedefler koyacağız. Daha güzel bir hayat kurmak için gayret edeceğiz.

Ama bütün bunları yaparken bugünün içinden geçip gitmesine de izin vermemek gerekiyor.

Çünkü bugün elimizde olan bazı şeyler yarın bizimle olmayabilir.

Belki biraz daha şükretmek, biraz daha fark etmek, sevdiklerimize biraz daha fazla zaman ayırmak ve kalbimizi Allah’a yakın tutmak hayatı daha anlamlı yaşamanın en sade yollarından biridir.

Geçmiş geri gelmez.

Yarının garantisi yoktur.

Ama bugün hâlâ elimizdedir.

Keşif Ajans Yayınevi
Okumak, düşünmek ve hayatı anlamlandırmak için…